Sevilla Gezilecek Yerler

Sevilla ziyaretçilerini Arnavut kaldırımlarına adım attıkları andan itibaren büyülemeye başlar. Zarif yapılar, eski moda sokak lambaları ve faytonlarıyla atmosfer daha da çarpıcı bir hal alır. Görülmesi gereken yerler arasında ise liste başı olarak önceleri bir caminin minaresi olan görkemli kulesiyle Christendom’daki en büyük Gotik kilise Sevilla Katedrali gelmektedir. Mağribi geçmişinin bir başka kalıntısı olan Alcazar ise seçkin Mudejar dekoru ve yemyeşil bahçeleri ile göz kamaştırır. Keşfedilecek birçok noktası olan Seville muhteşem bir Endülüs kenti olmasının yanı sıra gösterişli Flamenko performansları ve festivalleriyle ziyaretçilerine eğlenceden mahrum kalmayacaklarının da garantisini verir.

Sevilla Katedrali

Christendom’daki en büyük Gotik katedral olarak bilinen yapı UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almakta olup şehrin ana camisinin bulunduğu bölgeye 1402 ve 1506 yılları arasında inşa edilmiştir. Aslen Almohad Mağribi hükümdarı tarafından 12. Yüzyılda yaptırılan caminin minaresi olan Giralda Kulesi 93 metre uzunluğa sahiptir ve günümüzde de Sevilla’nın amblemi olarak kabul edilmektedir. Katedrale varmak için önceleri caminin ön avlusu olarak kullanılan Patio de los Naranjos’dan geçilmesi gerekir. Avlunun merkezinde ise İslami mirasın kalıntılarından olan sekizgen bir abdest çeşmesi yer almaktadır. Beş koridora sahip iç mekan 117 metre uzunluğu ve 40 metre yüksekliği ile ziyaretçilerini ilk girişte büyülemeyi başarır. Bu inanılmaz büyüklükteki alan İspanya’nın en görkemli Gotik iç mekanı olarak kabul edilmektedir. Capilla Mayor olarak bilinen ana şapel Gotik ahşap oymacılığının başyapıtı olarak sayılan göz kamaştırıcı bir atlar panosuna sahiptir. Merkezinde yer alan Virgen de la Sede’yi İsa Mesih’in ve Meryem Ana’nın hayatını tasvir eden 45 mizansen resim çevrelemektedir. Güney çapraz sahında ise Christopher Colombus’a ait çarpıcı bir anıt yer almaktadır. Ana şapelin arkasında yer alan kubbeli Kraliyet Şapeli 1551 ve 1575 yılları arasında inşa edilmiş ve ve kraliyet mezarları için ayrılmıştır. Ayrıca Sacristia Şapeli gibi özel bir odaya ev sahipliği yapan kilisede kraliyet hazinesinin yanı sıra Virgen de los Reyes’in değerli taşlarla süslenmiş tacı da sergileniyor. Katedrali gezdikten sonra Plaza Nueva’nın kuzeyinde yer alan Calle de las Sierpes’e giderek, Sevilla’nın ana alışveriş caddesi olarak bilinen bu dar yaya yolunda mağazaları, kafeleri, restoranları keşfetmek ve Confiteria la Campana’da şekerli incir, portakal ve armut gibi çekici Endülüs şekerlemelerini satın almak mümkündür.

Barrio Santa Cruz

Ortaçağ döneminde Mağribi yönetimi altındayken Yahudi Mahallesi olarak bilinen Barrio de Santa Cruz Katedral ve Alcazar’ın arasında yer almaktadır. Bu ortaçağ mahallesi Arnavut kaldırımlı dar yaya geçitleri, ilgi çekici verandalarıyla beyaza boyalı evler ve açık hava kafelerin bulunduğu meydanlarıyla ziyaretçileri cezbeden bir seyahat noktasıdır. Plaza Doña Elvira gibi sakin avluların çoğunda kokulu portakal ağaçları ekilidir. Plaza Santa Cruz Meydanı ise merkezinde gül yatakları ve 17. Yüzyıla ait ferforje bir haç barındırmaktadır. Bir diğer meydan Plaza Refinadores’de ziyaretçileri ünlü yerel bir edebi karakter olan Don Juan Tenorio’nun heykeli karşılamaktadır. Barrio Santa Cruz İspanyol Yahudilerinin tarihini gözler önüne seren Centro de Interpretación Judería de Sevilla’nın yanı sıra emekli rahipler için kurulmuş, 17. Yüzyıldan kalan ve günümüzde Fundación Focus Abengoa İspanyol resim ve heykel koleksiyonuna ev sahipliği yan Hospital de los Venerables olmak üzere dikkat çeken iki müzeye sahiptir. Palmiye ağaçları, çeşmeler ve muntazam şekilde döşenmiş çinilerle dolu Jardines de Murillo bahçelerini gezmek ve Katedralin eşsiz manzarasını seyretmek için Plaza del Patio de Banderas’ı ziyaret etmek yapılacaklar listesinde mutlaka yer alması gereken aktivitelerdir.

Real Alcazar

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Real Alcazar aslen Mağribi hükümdarların ve daha sonraları da Hıristiyan krallarının kalesi olarak kullanılmaktaydı. Saray 10. Yüzyılda Mağribi hükümdarları için inşa edilmiş ve 11. Yüzyılda efsanevi şair ve Mağribi hükümdar ve Mutamit’e ev sahipliği yapmıştır. 1360’larda Hıristiyan Fetih’lerinden sonra Mağribi mimarları Kral Pedro için Mudejar tarzını yansıtan binalar tasarlamışlardır. Ziyaretçiler saraya Patio de las Doncellas’a açılan Puerta Principal’dan geçerek giriş yaparlar. 1369 ve 1379 yılları arasında inşa edilen bu etkileyici avlu 52 mermer sütunu ve arabesk motiflerin yer aldığı görkemli kemerleriyle İslam mimarisinin en önemli örneklerinden birini teşkil eder. Saraydaki odalardan en eskisi olarak bilinen Sala de los Embajadores (Büyükelçiler Odası) dekoratif efrizlerin ve Arapça motiflerin süslediği sarkıt kubbeli bir tavana sahiptir. Sarayda görülmesi gereken bir diğer oda da Patio del Leon’da bulunan Sala de Audiencias en süslü odalardan biri olarak ziyaretçilere açılmakta ve karışık oyma ahşap tavanıyla ilgi odağı olmaktadır. Ayrıca bahçeleri keşfetmek için de ayrıca bir zaman ayırmanız tavsiye edilir. Sarayın bakımlı bahçeleri palmiyeler, tatlı portakal ağaçları ve renkli güllerle doludur. Tipik bir Endülüs stili örneği olarak kabul edilen sarayın peyzaj mimarisinin merkezinde de avlular, dekoratif havuzlar ve çeşmeler yer almaktadır.  Alcazar’ın karşısında ise İspanya’nın sömürge yıllarına ait belgeleri içeren Archivo de Indias koleksiyonunun ev sahibi Casa Lonja bulunur.

Parque de Maria Luisa ve Plaza de Espana

Parque de María Luisa’nın içinde yer alan Plaza de España büyüklüğü ve ihtişamı nedeniyle Sevilla’nın en etkileyici simgelerinden biri olarak kabul edilir. 50 bin metrekarelik meydan Rönesans-Neo Mağribi tarzında inşa edilmiş bir binanın parmaklıklı balkonlarıyla çevrelenmiştir. Bu yarı dairesel yapı meydanın içinden geçen kanalın şeklini takip ederek bir kavis çizer. Meydanın merkezindeki anıtsal çeşmenin yanı sıra kanalın üzerinde de dört adet üst geçit yer almaktadır. Sevilla’da Venedik tecrübesini yaşatmak adına turistlere sandallar kiralanmakta ya da romantik bir park gezintisi için fayton turları önerilmektedir. Merkezinde Plaza de Espana’nın bulunduğu park nehrin yanı sıra Avenida de Isabel la Catolica’nın ana girişine de yakın bir konumdadır. Bu geniş ve huzurlu yeşil alan Infanta María Luisa Fernanda de Borbón tarafından yaratılmıştır ve egzotik palmiyeler, portakal ağaçları, karaağaç ve Akdeniz çam ağaçlarıyla doludur. Tarihi binalar ve renkli çinili tezgahlar rüya gibi bir atmosfer yaratırken peyzaj mimarisi de dekoratif çiçek yatakları, Mağribi çeşmeleri ve süs havuzları ile ziyaretçilerin ilgisini cezp etmektedir.

Güzel Sanatlar Müzesi

Sevilla 17. yüzyıldan kalan Convento de la Merced’de seçkin bir güzel sanatlar müzesine ev sahipliği yapmakta ve Madrid’deki Prado’dan sonra, İspanya’nın en kapsamlı resim koleksiyonuna sahip olduğu düşünülmektedir. Koleksiyon Gotik dönemden 20. Yüzyıla kadarki döneme ait sanat çalışmalarını içerir. Ziyaretçilerin 17. Yüzyıl İspanyol ressamlarına ait eserlerin yanı sıra El Greco, Pacheco, Velaquez ve Alonso Cano gibi ünlü sanatçıların başyapıtlarını da görme fırsatı bulunmaktadır. Müze Murillo’nun başyapıtlarına ve 17. Yüzyıl Sevilla okulunun çalışmalarına özellikle odaklanmakta ve Zurbaran’ın dini tablolarını da barındırmaktadır.

Santa Semana-Kutsal Hafta Festivali

Sevilla’daki Semana Santa kutlaması İspanya’nın en heyecan uyandıran festivalleri arasında gösterilmektedir. Yüzyıllarca süren geleneklerin ardından şehrin farklı mahallelerinden gelen Katolik kardeşliği grupları özenle hazırlanan yürüyüş kortejlerine katılırlar. Ana geçit töreni Kutsal Cuma arifesinde ve Kutsal Cuma sabahı gerçekleşmektedir. Ayrıca Kutsal Hafta boyunca katedralde de görkemli törenler düzenlenir. Yılın geri kalan zamanlarında Calle Macarena Bazilikası’nda geçit töreni ikonunu görmek mümkündür. Bu kilise Kutsal Hafta boyunca gösterişli bir şamandıra üzerinde sergilenen Virgen de la Macarena figürüne ev sahipliği yapar. Yumuşak bir ifade ve yanaklarından süzülen gözyaşları ile bu Meryem figürü her daim duygusal bir tepki uyandırmaktadır.

Flâmenko Dans Müzesi

Sevilla Çingene kültürüne bağlılığıyla bilinen ve gösterişli bir sanat formu olan Flamenko dansı ile ünlüdür. Dans etmeyi ve şarkı söylemeyi aynı anda içinde barındıran flamenko ruhun ifadesi olarak tanımlanmaktadır. Müze flamenkonun güzelliğini dans, şarkı ve gitar üçlemesiyle  sanat dalının her yönünü el alarak gözler önüne sermektedir. Bu yenilikçi müzede flamenko kostümleri, yaratıcı video görüntüleri ve diğer eğitim amaçlı sergilerin düzenlenmesinin yanı sıra ayrıca yılın her günü akşam 7 ve 8 saatleri arasında profesyonel Flamenko Performansları sergileyen bir Flamenko Okulu da bulunur. Otantik flamenko dansını görmek için bir diğer seçenek ise samimi performanslar sunan geleneksel tablao tarzındaki tiyatro El Palacio Andaluz’dadır. Bu 19. yüzyıl tiyatrosu Basilica de la Macarena’nın yakınında yer alır.

Real Maestranza Boğa Ringi ve Boğa güreşi Müzesi

Real Maestranza İspanya’nın en iyi boğa ringlerinden biri olarak bilinmekte ve 14 bin kişilik izleyici kapasitesiyle aynı zamanda en büyüklerinden biri olmaktadır. 1761 yılında inşa edilen Real Maestranza geleneksel boğa güreşlerinin yapıldığı bir kent simgesidir ve Barok tarzı yansıtır. Oval şeklindeki ring ise Maestranza’yı İspanya boğa ringleri arasında benzersiz bir konuma taşımaktadır.  Ring aynı zamanda geleneksel kostümlerin, fotoğrafların ve boğa güreşlerine ilişkin tabloların yer aldığı koleksiyonu barındıran bir müzeye de ev sahipliği yapar.

Casa de Pilatos

  1. yüzyıldan kalma Casa de Pilatos’un Kudüs’te yer alan Pilatus’un evinin kopyası olduğuna inanılmaktadır. Mağribi ve Hıristiyan mimarlar tarafından tasarlanan ev Gotik ve Rönesans detayların da kullanılmasıyla Mujedar tarzının bir varyasyonu olarak dikkat çekmektedir. Tipik Endülüs mimarisine örnek teşkil eden binada renkli seramik fayanslarla döşeli, antik heykellerin bulunduğu bir orta avlu yer alır. Altın Oda fayans süslemeleri ve ahşap kaplı tavanıyla ilgi odağı olurken ana merdiven ve özel mabet de aynı oranda ilgi çekicidir. Evin tamamında antik Roma heykellerinden oluşan bir koleksiyon sergilenmektedir.

Arkeoloji Müzesi

Parque de Maria Luisa’da konuşlandırılmış olan Arkeoloji Müzesi 1929 Latin Amerika Expo Fuarı için inşa edilen Neo-Rönesans tarzındaki bir köşkte yer almaktadır. Koleksiyon erken Paleolitik dönemle başlar; Fenike, Yunan ve Roma antikalarıyla devam eder ve Ortaçağ’dan kalma Mağribi ve Mudéjar eserler ile son bulur. Zemin kat Sevilla eyaletindeki Itálica arkeolojik kazı alanında keşfedilen eserlere ev sahipliği yapmaktadır. En önemli eserler arasında altın bir mücevher ve Diana heykeli yer alırken, birinci katta kendi odasında sergilenen Tartess dönemine ait Carambolo Hazinesi bir diğer dikkat çekici parça olmaktadır. Ayrıca bu odada Finike ilahlarına adanmış bir mabet de yer alır.

Barrio de Triana

Sevilla’nın başlıca turistik bölgelerinden biri olan Barrio de Triana kendine özgü belirli bir karaktere ve kimliğe sahiptir. Barrio Santa Cruz’a benzer şekilde burada da dar Arnavut kaldırımı sokaklar meydanlara açılır. Barrio de Triana’yı farklı kılan ise Çingene topluluğunun yanı sıra geleneksel çömlekçilik mirasına da sahip çıkmasıdır. Yüzyıllar boyunca mahalle halkı Guadalquivir Nehri kıyılarındaki kili kullanarak otantik Endülüs seramikleri yaratmışlardır. Barrio de Triana’nın seramik atölyeleri çoğunlukla Calle Callao, Calle Antillano Campos ve Calle Alfareria’da kurulmuştur ve özelikle Endülüs’ün Mağribi estetik mirasını yansıtan renkli geometrik desenlerle süslenmiş, sırlı seramikleri ile ünlüdür. Ayrıca bu bölgenin butiklerinde dekoratif seramik tabakların, bardakların ve sürahilerin yanı sıra birçok seramik ev eşyası satışa sunulur. Nehir kenarında bulunan ve Sevilla’nın anıtlarına bakan açık teraslı restoranlarda geleneksel mutfaklar ziyaretçilerin özellikle ilgisini çekmektedir.

Santa Paula Manastırı

1473 yılında Jerónimas rahibeleri için Doña Ana de Santillan tarafından kurulan manastır beş yüzyıl boyunca ibadet etmeye ve Kutsal Kitap çalışmalarına adanmıştır. Manastır ayrıca önemli bir sanat koleksiyonuna da ev sahipliği yapmaktadır. Turistler manastırı ziyaret ederek sanatsal bir mirası keşfedebilir, rahibelerin el yapımı keklerinden ve şekerlemelerinden de satın alabilirler.

Belediye Sarayı

Bu etkileyici 15. yüzyıl belediye binası Diego de Riaño tarafından Plateresk tarzında tasarlanmıştır. Güney cephesinde bulunan karmaşık oyma kabartmalar tarihi hikayeler ve mitolojiler ile kentin kurucularından Hercules ve Caesar’ın amblemlerini tasvir eder. Yapı, 19. yüzyılda Plaza Nueva’ya bakan Neoklasik bir ana cephe ile yenilenmiş ve daha sonrasında sarayı bitişiğinde yer alan Franciscan Manastırı’na bağlayan küçük bir kemer eklenmiştir. İçeride yer alan bir çok önemli sanatsal eseri görmek için ise randevu alınması gerekmektedir.

Colombina Kütüphanesi

Christopher Columbus oğlu Hernando Colón kütüphanenin koleksiyonunu 1496 ile 1539 yılları arasında bir araya getirmiştir. Biblioteca Colombina özellikle Altın Çağ’da kaleme alınan hümanist yazılar üzerinde yoğunlaşan ve Rönesans dönemini kapsayan seçkin bir koleksiyona ev sahipliği yapar. Colon Avrupa seyahatlerinde satın aldığı kitaplardan 15.000 ciltlik bir koleksiyon meydana getirmiştir. Ne yazık ki bir çok orijinal cilt kaybolmuş olsa da günümüzde kütüphane 587 adet el yazması da dahil olmak üzere 3200 ciltlik bir koleksiyonu barındırır. Christopher Columbus’un bir biyografisi olan Libro de las Profecías koleksiyonun en dikkat çekici parçalarından biri olarak sayılmaktadır.

Palacio de la Condesa de Lebrija

Palacio Lebrija, bir aristokrat Sevillian malikanesidir. Sarayın girişine ve muhteşem artesonado tarzındaki tavanına uzanan büyük merdivenleri yapının en ilgi çekici noktalarıdır. Duvarlar Arap stili süslemeler ile dekore edilmiş, avlu ise Endülüs bitkileri ile donatılmıştır. Ayrıca sarayda antik mozaikler, vazolar, bardaklar ve heykeller de dahil olmak üzere bir çok arkeolojik hazineye de ev sahipliği yapar.